8 Ocak 2017 Pazar

Birisi “Liyakat” mı dedi?

Bu kelimeyi birçok insan o kanlı 15 Temmuz darbe gecesi sonrasında politikacılardan duymaya başladı. “Devlette Liyakat esas alınmalı” peki neydi “Liyakat” denen bu şey. Bu yazıda Devlet içerisindeki liyakatten değil özel sektördeki liyakatten bahsedeceğim. Öncelikle çok uluslu bir şirkette yönetici olarak çalışıyorsanız bu yazıyı okurken sinirleriniz bozulabilir. Baştan uyarayım 😁

Liyakat, en basit ifadeyle bir işi ehline vermek anlamına geliyor. Günümüzün Vahşi İş Dünyasında, sözüm ona kurumsal olduğunu düşündüğümüz pek çok şirkette aslında terfiler, bu makaleye uygun olabileceğini düşündüğüm yukarıdaki karikatürdeki gibi işlemekte. X ötesi (Dinazor X) kuşağının yeni yeni yöneticilikten el çekmeye başladığı günümüzde, temel yönetici mantığı; Beni eleştirmesin, koşulsuz itaat etsin”. Günümüzde o imrendiğiniz pozisyonlarda bulunan yöneticilerin, liyakatten anladıkları sadece bu. Ben bu tarz yöneticileri tek bacağı kalmış sandalyede oturan insanlara benzetiyorum.

On yılı aşkın süredir profesyonel iş hayatındayım. Pek çok farklı karakterde yönetici ile çalışma fırsatım oldu. Öyle ki, kendisini eleştirdiğim bir satış toplantısı sonrası, “Kaan, sen çok akıllı bir adamsın ama azıcık beni dinlesen, sana yatırım yapmak istiyorum” diyecek kadar bana karşı çaresiz duruma düşmüş yöneticilerim bile oldu 😊 Neyse bu yazıyı okuma ihtimali var, eminim okurken “Evet, o benim” diyecektir.

Kendi şikâyet edilmesin ya da eksiklikleri ortaya çıkmasın diye kendi alt yöneticilerini özellikle İngilizce bilmeyen insanlardan seçen hatta terfi görüşmelerinde bir fiil tercümanlık yapanlarına bile rastladım. İşte bu insanları bu pozisyonlara getirenlerin, Liyakati Sultanbeyli’de bir sokak olarak bilmesi normal. Birde iş hayatına direkt müdür olarak girmiş (en azından kendini öyle gösteren) tipler var. Onların durumu daha vahim ve gülünç. Ama kabul edeyim ürün satışı konusunda bu çakma yöneticilerin herhangi bir yeteneği yokken, kendilerini pazarlama konusunda benden çok daha yetenekliler haklarını teslim edeyim. Birde bu bahsettiğim son grup, üç yılda bir Country Sales Manager” pozisyonlarını kendi aralarında değiş tokuş yapıyorlar. Yani sanki özel bir kulüp var. Yeşilçam’ın Figüran Kahvesi gibi. Çok uluslu, Türkiye pazarına girmeye çalışan ya da girip etkin olamayan nispeten daha ufak şirketlerin tepesindeki kişiler, 2-3 yıl boyunca şirketlerin içini boşaltıp başarısız oldukları ayyuka çıktığında ya kovulurlar ya da kovulacaklarını anlayıp hemen başka bir şirketi sömürmek için zıplarlar. Gerek LinkedIn’de gerekse kendi çalıştığınız şirketlerde eş dosttan duyuyorsunuzdur bu insanları. Hiç yoksa üç kişi tanıyorum bu gruptan.

Liyakat, her şirkette olması gereken insana özgü, iş ortamının adaleti açısından en önemli kavramlardan birisi. Ama ne yazık ki çok dikkate alınmıyor. Benim suyuma gitsin, beni eleştirmesin, zor durumda bırakmasın, her dediğime evet efendim desin, Krallığım sarsılmasın, dili kahverengi olsun çok daha önemli. Bugün siyasette de durum farklı değil hatta orda durum daha beter bence. İki lafı bir araya getiremeyen insanlar bakan olabiliyor. İşine dört elle sarılan bakanları tenzih ediyorum.

Oysa kendine güvenen adil bir yöneticinin, bu tarz dalkavukları kendinden uzakta tutup eleştirilere daha çok değer vermesi gerekir. Oturulan koltuklar tatlı olsa bile kimse koltuğu ile sonsuza dek yaşayamıyor. Asıl önemli olan şirketin sürekliliği ve çalışanlarınızda bıraktığınız hatıralardır. Kötü yöneticiden bile insanın öğrenebileceği bir şeyler vardır. En azından Günün birinde yönetici olduğumda, X Bey gibi olmayacağım diyebilirsiniz 😊 Bundan bile bir kazanım çıkarabilirsiniz. Ya da oturursunuz bir Pazar sabahı kahvenizi yudumlarken, benim yaptığım gibi yöneticinizi, yazdığınız bir makalede kullanırsınız. Biz insanların sadece bir çift gözü var. Eğer bir astınız sizin göremediğiniz bir tehdidi görüp sizi uyarabiliyorsa, size aslında iyilik yapıyordur. Tehdit yokmuş gibi başını sallayıp “Evet efendim, haklısınız” diyorsa size kötülük yapıyordur.

Bu makalede anlatmaya çalıştığım -Profesyonel- iş dünyasının kendisiyle kavgalı Dinazor X yöneticileri ve iş hayatına -Müdür- olarak girip, üç yılda bir şirketlerin içlerini boşaltan başarısız yöneticilerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bu verdiğim örnekler bize has durumları özetliyor. Yabancı yöneticilerde, bu yöneticilik kompleksi daha az, eleştiriye daha açıklar. Liyakat konusunda bizdeki kadar olmasa bile onlarda da sıkıntılar var. Neredeyse Satış Müdürüne yakın maaş alan saçı sakalı bembeyaz Satış Mühendislerini görmek mümkün. Esasen -gerçek anlamda- YÖNETİCİLİK, çok fazla sorumluluk almayı gerektiren hatta herkesten daha çok çalışmayı gerektiren bir iş, ancak bizim -sözde- profesyonel iş dünyamızdaki yöneticiler bunu daha iyi maaş, daha iyi şartlar, ego tatmini olarak algılıyorlar. 

Öğretmen Emeklisi bir annenin oğluyum. Çalıştığı dönemlerde zaman zaman Müdürlük, Müdür Yardımcılığı pozisyonları açılırmış. Hemen hemen birçok öğretmen arkadaşı kendisi de dahil, pozisyonla ilgilenmediklerini belirtip imza atarlarmış. Sebebi, sıradan bir öğretmenken yarım gün çalışıp evlerine gidebiliyorlarmış. Müdür olduklarında ise akşama kadar okulda kalıyorlarmış. Maaş konusunda da fark çok çok azmış. Belki aynı yöntem özel sektörde de uygulanmalı kim bilir. Açıkçası işin ehli olmayan bir yöneticiye binlerce lira her ay maaş verip, lüks kiralık araçlar vermek yerine tüm şirketler aradaki bu farkı azaltmış olsalar belki kimse yönetici olmak için bu kadar can atmayacaktır. En azından yöneticiliği -SORUMLULUK- yerine -İÇİNİ BOŞALTMAK- olarak anlayanlar...

Herkese bol şekerli günler dilerim 😊


Kaan Doğan
08.01.2017

Kaynak göstererek bu yazıyı yayınlayabilirsiniz…

11 Kasım 2016 Cuma

Why Trump should be new President?

Why Donald Trump should be new President?

I live in Turkey, and we watched US election carefully like whole world. I was in US, when Obama elected first time in 2008. His motto was "Change" and yes definitely world was changed. Especially Middle East. Lots of innocent people died. Terrorism got stronger in Obama's era.
There is two big views in US. Republicans and Democrats. But if we talking about presidency, views are not important, you should consider candidates. I know looks like Trump is racist, and he doesn't have leader charisma. But he is a businessman and he knows how to assign correct person to correct position.

During election campaigns, Everyone, every media, every actors, singers supported to Clinton. Trump was alone. But he is winner and every American should respect the results. Same thing happened in Turkey. Our president Recep Tayyip Erdogan took %52 of votes but still some of people doesn't accept these results.

Clinton supports PYD, FETO (terror organisations) during her campaign. America should spend their money for their people not for weapons to kill innocent people in Middle East. America should stop being world cop and focus to improve and renew America. I am a Muslim and I can say Trump is a good chance for United States. Like or Unlike, he chosen by Americans even secret organisation "Illuminati" supported to Clinton. I don't think Trump can banned Muslims or Latinos. Those speeches are politics. If he try to control FED or If he is not Mason, he can killed like JFK. Looks like first time Secret Bosses' plan didn't worked and everyone surprised. So, this is good.

Reagan was supported by Hollywood and result US get stronger movie industry in 80's. Bush was supported by weapon manufacturers and result US attack to Iraq, Afghanistan. Obama was supported by Tech Companies (like Google, Apple) and result these companies getting bigger. And Trump was supported by blue collars, result will be more jobs and money for Americans. Industry will be get stronger. America should go back to America Continent. Middle East is not your home guys!

Those are my projections. Agree or Disagree, if your comment disrespectful, your comment maybe deleted..

22 Temmuz 2016 Cuma

​Başarısız DARBE girişiminin ardından..

Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah (sulh) edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
Bakara Suresi (2/11-12)

Milletçe büyük bir sınav verdik tam bir hafta önce bugün, öncelikle bu aziz vatanı savunurken şehit olanlara Allah'tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. 15 Temmuz 2016 saat 22:15 sularında bir arkadaşımın eşinin bizi arayıp haber vermesiyle durumdan haberdar olduk. İlk başlarda çok fazla yanlış bilgiler geliyordu. Kimyasal silah saldırısı, Beylerbeyi Sarayına bomba konulduğu gibi haberler duyuyorduk. Zaman ilerledikçe Pensilvanya'da yaşayan Fetullah Gülen köpeğinin terör örgütü FETÖ'nün darbe girişiminde bulunduğunu anladık. Ben 1980 darbesinde bir yaşındaydım. Darbe nedir bilmeden büyüdüm. O korkuyu yaşamadan büyüyen şanslılardandım. Sonraki birkaç saatte, köprülerin askerler tarafından kapatıldığı, tankların sokaklarda yürütüldüğü, Atatürk Havalimanı'nın önünün kesildiği, F-16'ların alçak uçuş yaparak ses hızını aşıp sonik ses patlamaları ile halkı korkuttuğunu, televizyon kanallarının basıldığını öğrendik ve yaşadık. Kabus yeni başlamıştı.

Bütün bunlar olurken, twitter gibi sosyal medya organlarından çok fazla bilgi akışı olmaya başlamıştı. #TurkeyCoup hashtag'ı bir anda bir numara oldu. İşin üzücü tarafı, Recep Tayyip Erdoğan'a bazı kitlelerin duyduğu öfke ve nefret vatan sevgisinin önüne geçmişti. Bağdat Caddesinde tanklar alkışlanıyordu. Darbeye sevinip sonunda kurtuluyoruz diyen hainleride gördük. Cumhurbaşkanımız Skype üzerinden CNNTÜRK Hande Fırat'a bağlandığı andan itibaren DARBE girişiminin seyri değişmeye başladı. Halkı sokağa çağırmıştı. Halk Başkomutanı canlı olarak görüp sokağa inilmesini emrettiği an DARBE girişimi gerilemeye başladı. O andan itibaren bu FETÖ'cü hainler ve beraberlerine kattığı bazı ulusalcılar ve diğer Recep Tayyip Erdoğan düşmanları, aydın geçinenler başladılar Darbenin Tiyatro olduğunu idda etmeye. Bunu idda etmek vatan hainliğidir. Bununlada kalmayıp, sakallı Allah-u Ekber diye tebir getirenlerin barbarca Mehmetçiği başından kestiler yalanını servis ettiler.

Darbe başarılı olsaydı ne olacaktı? Sağcı-Solcu, Türk-Kürt, Alevi-Sunni, Zengin-Fakir mi kalacaktı? FETÖ'cü FETÖ'cü olmayan diye ikiye ayrılacak. Paran varken bir anda herşeyine el konacaktı. Bankalara el konacaktı. Dolar 6TL Euro 8TL olacaktı. Nakit paranız olsa bile hiçbirşeyi alamayacaktınız. Sokakta anarşi kol gezecekti. İstanbul Ankara gibi büyük şehirler birer harabe Irak, Suriye gibi olacaktı. Sokaklarda çürümüş ceset kokularını alacaktık. Sokağa çıkıp özgürce yaşayamayacaktık. Belki sonrasında ABD bize demokrasiyi tekrar kurma bahanesiyle bu topraklara gelecekti. Ülkenin önde gelen liderleri bir futbol sahasında idam edilecekti.

Bu aziz vatanı öncelikle Allah korudu. Süreç boyunca öyle kırılma noktaları varki, bu darbeci terörist FETÖ köpeğinin oyunundan büyük ilahi bir oyunun bizi kurtardığını görüyorum. Şu anda OHAL ilan edilmiş durumda. Eşiniz, abiniz, babanız bile bu hain FETÖ terör örgütüne bulaşmışsa, bunları ihbar edip dışlayın. Bunların beyni öyle bir yıkanmışki Fetullah denen o iblise koşulsuz biat etmişler. Öl dese ölürler. Onu peygamber olarak görüyorlar. Hastalıklı bir zihniyete sahipler.



Bu başarısız DARBE girişiminden başarılı çıkanlardan biride MEDYA oldu. CNNTÜRK, tekbir sesleriyle millet tarafından kurtarıldı. TRT, yine aynı şekilde FETÖ köpeklerinden milletimiz ve polis tarafından kurtarıldı. Adını belkide daha önceden duymadığınız TRT Haber spikeri Tijen Karaş, korku dolu gözlerle, titreyen sesi ve boncuk boncuk alnındaki teriyle hayatının en zor anlarını yaşadı ve yaşattı. Bu darbe girişiminin istemeden sembol isimlerinden oldu. Böylece Mesut Mertcan gibi o da tarihe geçmiş oldu.



Cumhurbaşkanımız, Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu darbe girişiminin ilk dakikalarından itibaren soğuk kanlılık ve cesaretle hareket edip, bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasını sağladı. Yaşadığımız şey kolay unutabileceğimiz bir şey değil, hatta belkide unutmamamız gereken bir şey bu. Mete Yarar, dün akşam Veyis Ateş'in programında, bir asker için "Dost musun? Düşman mısın?" sorusunu sormak o askerin gerçek anlamda ölmesi demek olduğunu söyledi. Bu aşağılık FETÖ terör örgütü devletin damarlarına sızarak PKK'dan bile daha büyük bir tehdit haline gelmiştir. Bugün bile kamuda kimin FETÖ'cü olup olmadığını bulmak uzun bir süreç alacak gibi gözüküyor. Kurunun yanında ne kadar dikkat edilsede yaşta yanacaktır. Ancak FETÖ'ye desteği ayyuka çıkmış gazeteci kisvesi altındaki kalemşörlerin derhal tutuklanması gerekir. Cumhurbaşkanımız bu kalkışmanın ilk günlerinde herkesi birleştiren konuşmalar yaptı. Ancak bir konuda kendisini eleştirmek istiyorum. Bir Sunni olarak, konuştuğum ve darbeye karşı çıkan Alevi arkadaşlarım haklı olarak sitem ediyorlar. Cumhurbaşkanımız; Türk, Kürt, Boşnak, Laz, Zaza hep bir olacağız derken Alevi'lerden bahsetmemesi, haklı olarak bir kırgınlığa neden oluyor. Her grup içinde olduğu gibi Aleviler içindede GEZİ'de ağırlıklı ortaya çıkan yüzlerini gizleyip molotofla saldıran bir grup olsada, gerçekten vatanını seven, Darbeye FETÖ'ye karşı duran Alevi'leride kucaklaması gerekirdi. %52 güzel bir destek ama neden %75 - %90 olmasın? Recep Tayyip Erdoğan tüm 79 milyonun Cumhurbaşkanıdır. Atılacak ufak bir adım karşı tarafın koşarak gelmesine neden olabilir.


Darbe girişiminin kanlı ve acı yönü tartışılmaz, Türk Milleti bununda üstesinden gelip demokrasiye sahip çıkmıştır. Bütün bu girişimin sonunda trajikomik paylaşımlar olaylarda oldu. Pantolonunun arka tarafını katlayıp FETO köpeğinin yüzüne benzetenler, İki kez tank üstünden geçtikten sonra neredeyse "acımadı ki acımadı ki" diye ayağa kalkanlar :), ya da koca tankı kullanmayı 5 dakikada öğrenen ve taksi gibi koca tankı süren Rize'li abimizi nasıl unutabiliriz? Tankı ateş tuğlasıyla durdurdu bu millet. Gerçekten zihinlere zarar görüntüler gördük. FETÖ köpekleri bu girişimle rezil olmuştur. Kendi Emniyet Müdürleri tanka polis üniformasıyla girip, kamuflajla çıkmıştır. Bu FETÖ'nün tasmasını tutan ÜST AKIL'da artık DARBE ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ni deviremeyeceklerini anlamışlardır umarım. 

Tarihe kendi kendini kendi savaş uçakları ile vuran tek ülke olarak geçmiş olduk. Kışla önlerindeki büyük kamyonları görmek ülkenin geldiği durum açısından kötü olsada, şu durumda hep beraber olup bir olmak zorundayız. Ayrıca tüm Türk Halkı acil durumlarda sokağa dökülmek için özel sirenlerle bilgilendirilmelidir. KAMU SPOTU olarak halk bilgilendirilebilir. Bu vatan hainleri idam edilmek yerine sadece donla kafeslerde halka teşhir edilmesi daha ağır bir ceza olur. Hayvanların bile duramayacağı koşullarda sergilensinler boyunlarında zincirle. Recep Tayyip Erdoğan'a duyduğunuz öfke bu vatana duyduğunuz sevginin ötesine geçiyorsa hiç durmayın bu ülkede!

Kaan Doğan
22.07.2016

14 Mayıs 2015 Perşembe

Karıncanın kırılan kalbi...












Karıncanın Kırılan Kalbi

Evvel zaman içinde şımarık güzel bir kız ile bir karınca varmış. Karınca yerden ona baktığında ona duyduğu hayranlığı karşısında nefesi kesilir, işinden gücünden geri kalırmış. Bir gün bu şımarık kız kırda koşup oynarken bu karıncayı görmediği için ezmiş. Her yeri kırılan karıncanın gözünde artık o hayran hayran baktığı küçük şımarık kız bir anda kendinden daha küçük görünür olmuş ona. Bir melek karıncaya canın çok yanıyor mu diye sormuş. Karıncada ona kırılan eklemlerim değil ama kırılan kalbim çok acıyor demiş...

Kaan Doğan - 14.05.2015

20 Şubat 2015 Cuma

Sessiz Güzellik











Sessiz Güzellik,

Kendime itiraf edemediğim,
Yutkunarak takip ettiğim gölgendim.
Direndim hem de çok
Ama başaramadım gizli kalmayı.

Bu kısa hikayede,
Yüzünde açmışsa ufak bir tebessüm,
Sakın ama sakın unutma,
Sadece hayal et, lilyumları, gülleri, notları.

Artık sende yüreğimdesin,
Görüyor musun?  
Kadife kaplı mücevher kutusunu?
Vakit tamam, durma hadi gir içerisine.

Yüzündeki o masum ifade,
O kusursuz güzelliğin,
Titrek ürkek sesin,
Asla unutulmayacak bu yürekte
O sessiz güzelliğin...

Kaan Doğan - 18.02.2015

28 Ekim 2014 Salı

Minik Garip

Minik Garip

Tam beş gün önce gördüm seni ilk kez,
Sıska bedeninle nasıl da Gariptin,
İçimde sana karşı tarifi olmaz bir merhamet vardı,
İyiki beni kabul ettin o ufak dünyana Garibim.

Minik pembe yumuşak patilerin vardı,
Artık cennetin zemininde topraksın,
Yaratan ruhunu baki kıldı minik Garip,
Sakın korkma Rab sana bizden daha iyi bakacak.

Benimle geçirdiğin o iki gün,
Seninle oynadığımda salladığın o kuyruğun,
Aklımdan hiç çıkmayan o suratın,
Seni çok özledim Garip...


3 Şubat 2014 Pazartesi

Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık siyaset oyunları

2013 yılının Haziran ayında herkesin gözlerini çevirdiği bir nokta : Taksim Gezi Parkı. Peki neydi bu parkı bu kadar özel kılan şey ? İki ağacının yerini değiştirme bahanesiyle gerçekleştirilen mevcut hükümeti itibarsızlaştırma devirme girişimiydi. Evet okuyucu bu yazının taraflı hükümet şakşakcılığı yapan bir yazı olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Gerçekleri bilmek öğrenmek istiyorsan devam et okumaya...

Ekonomik Tetikçiler, evet belki daha önce duymadığınız bir tabir. Aşağıdaki videoyu izlemeye başladığınızda ekonomik tetikçilerinin kimler olduğunu ve tarihin gerçekten tekerrür ettiğini görmüş olacaksınız. Gezi Parkı ilk operasyon değildi. Belirli sermayeler tarafından finanse edilen ideolojik ya da dini açıdan toplumun çoğunluğundan farklı düşünceye sahip olan insanlar kışkırtılarak bunların yanına yasadışı örgütleride katarak çok kolay bir şekilde isyan çıkartabiliyorlar. Amaçları belli, iktidarı devirip yerine kendilerinin kolaylıkla kontrol edebileceği birini oturtmak. Yeni gelen öncekinin başına gelenleri bildiği için daha itaatkar olacaktır.

Ünlü "Zeitgeist: Addendum" belgeselinden bu bölümü dikkatle izleyiniz. Bir Ekonomik Tetikçi olan John Perkins bakın neler anlatıyor :



AKP ve Tayyip Erdoğan'ın yükselişini incelersek, sıfırdan bir partinin muazzam bir şekilde organize olması, kurucusunun şiir okuduğu için hüküm giymesi sonrasında dışarı çıkması ve 12 yıl zirveye oturması çok inandırıcı bir hikaye değil. Cemaat (Fetullah Gülen) ve belkide Amerikan'nın desteğini alarak zirveye geldiğine inanıyorum. Ancak onların gücünü yükselmek için kullanıp şimdide sırtını döndüğü ve onların çıkarına hizmet etmediği için oyunlar oynandığını düşünüyorum. Aslında başkanları, iktidarları halklar seçmez. Seçtiklerini sanarlar sadece. Kendilerini elite olarak tanımlayan dünyadaki bir kaç sayılı aile tarafından herşey kontrol edilmekte herşey. Başkanlar ve Başbakanlar değişir. Bu bahsettiğim güç ise hiçbir zaman değişmez. Bu güce sahip aileler şirketlerin ve medyanın sahibidir. Bugün Beyaz TV Ana Haber'e ya da ATV Haber'e bakarsanız bir tarafı Kanal D, Star, CNNTürk Haberlerini izlerseniz diğer tarafı görebilirsiniz.

Belki kuruluş aşamasında AKP bu güçlerden yardım aldı ya da almadı ama gelinen şu son noktada aynı güçlerin mevcut yıkmaya çalıştığı aşikar. Amerikayı örnek alalım. Obama'nın karşısına kimi çıkarmışlardı ? McCain'i çıkardılar. McCain dediğimiz kişide bildiğiniz Kemal Kılıçdaroğlu'nun Amerika Şubesi. Obama'ya bakın hitabet yeteneği ve karizması olan bir lider. Sonuç zaten belliydi. Türkiye'dede benzer durum yaşandı. Daha tecrübeli olan ve gerçek bir lider olan Deniz Baykal, bir kaset operasyonu ile gerilere gönderildi. Bugün CHP'nin geldiği nokta eski başkanın sorun yaşadığı Mustafa Sarıgül'den medet ummaktır. Savcı Sayan gibi doğru düzgün bir CHP'li varken amacı ana muhalefet olmak olan CHP yine yanlış yönde ilerlemekte. Bu noktada malum sermaye (Baronlar) Sarıgülü bir alternatif olarak görüyorlar.

Genç Partinin olduğu zamanları hatırlıyor musunuz ? Tayyip Erdoğan ve Aydın Doğan eleleverip Star TV ve Cem Uzan üzerine gitmişti. O zamanlar bir ittifak varken şimdi niye top tüfekle birbirlerine giriyorlar ? Cevap tabi ki çıkar çıkar çıkar. Olayın mantığı basit sen benim sırtımı kaşı ben senin sırtını kaşıyım. Düşmanımın düşmanı dostumdur.

Gezi Parkı olayları geçmişte CIA desteği ile 1953'te İran'da demokratik yolla seçilen Muhammed Musaddık'ın devrilmesi sırasında da yaşanmıştı. Tarihi incelerseniz pek çok ülkede benzer operasyonların yapıldığını görebilirsiniz. Örneğin Guatemala (1954), Ekvator (1981), Panama (1981), Venezuella - Ayaklanma (2002), Irak (2003), Mısır (2013). Bu tür isyanlar, medyanın desteği ile çok daha büyük bir olaymış gibi tüm dünyaya kolayca duyurulup farklı bir algı oluşturulabiliyor. Kullanılan direniş teknikleri ise Gene Sharp'ın "Diktatörlük'ten Demokrasi'ye" adlı kitabında anlatılmaktadır. Gezi Parkı olaylarında bu tekniklerin bazıları kullanıldı. Merak edenler kitabı internetten bulup okuyabilir.

Ne yazıkki bu olaylar sırasında bazı vatandaşlarımız hayatlarını kaybettiler. Türkler sadece içerden bölünerek yok edilebilir. Bunu bilen dünyayı yöneten güçler ve içerdeki uzantıları böyle bir olay tertipleyerek düzeni bozmak istediler. Peki hiç mi iktidarın suçu yoktu ? Vardı. Özellikle Alevi vatandaşlarımız, gayrimüslim vatandaşlarımız Tayyip Erdoğan'ın söylemlerinden ve bazı icraatlerinden rahatsız olmuş olacaklar ki bu Gezi Parkı olaylarında piyade olarak bu insanlar kullanıldı. Alkol ile ilgili bir düzenleme yapıldı herkes ayaklandı alkolümüze karışıyor başbakan diye, Kürtaj ile ilgili düzenleme yaptı bedenime dokunma diye dikildiler karşısına. Ama ortada yapılan icraatleri görmezden geldiler hep. Herkesi mutlu etmenin bir yolu yok. Başbakandan böyle bir beklentim yok ancak uslubü tüm vatandaşları kucaklayan bir uslup olmadığı için belki kendilerini ötekileşmiş hissetmiş olabilirler. Yinede bunların hiçbiri sokakları yakıp yıkmanın bir bahanesi değil. Devlet daha ağır bir şekilde el koymalıydı. CNN 8 saat canlı yayın yaparak olayı farklı bir boyuta taşımaya çalıştı. Amaç Türkiye'yi itibarsızlaştırmaydı çünkü, daha önceden çok iyi becerdikleri bir oyundu bu.

Dünyayı yöneten güçler yukardaki videoda anlatıldığı üzere üç aşamalı bir yıkım sistemi uyguluyorlar :
  1. Ekonomik Tetikçiler : Petrol şirketi sahipleri, medya patronları, bazı yabancı şirketler aracılığıyla iktidar evcilleştirilmeye ve dünyayı yöneten bu imparatorluğa uymaya zorlanır. Rüşvet ve para kullanırlar.
  2. Ajanlar : Ekonomik Tetikçiler tarafından yola gelmeyen ülke liderleri ajanlar tarafından ya ülkede isyan çıkararak devrilir ya da suikast düzenlenerek yerine söz dinleyen bir lider geçirilir.
  3. Ordu : Ajanlarda başarılı olamadıysa devreye ordu girer. Tüm dünya kamuoyu desteği alınıp savaş çıkarılır (Irak)
17 Aralık gerçektende dostmodern bir darbeydi. TV kanallarında Medya Mahkemeleri kurulup iktidar yolsuzluk yaptığı için cezaya çarptırıldı. Ayakkabı Kutusu gibi herkesin algısını tek bir noktaya çekecek bir sembolle birlikte. Son derece güzel kurgulanmış bir oyundu. Bu kurgunun icrasında zamanında destek veren cemaatte kullanıldı. Şu sıralar 2. aşama olan Ajanlar'ın aşamasındayız. Başbakan Tayyip Erdoğan bu seçimlerden başarı ile çıkarsa bir suikaste kurban gidebilir. Umarım böylesine güzel hizmetler sunan bir hizmet adamının başına böyle birşey gelmez. Ama tarihte pekçok örnek var. MİT'in tırları ile de dünya kamuoyunda Türkiye başbakanının El-Kaide'ye destek verdiği algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Siyaset şu sıralar dizayn ediliyor. Yeni silah MEDYA ve SERMAYE. Savaşlar artık topla tüfekle olmuyor. BÖL ve YÖNET kuralı ile hareket edenler tarihten gelen bilgi birikimlerini çok iyi kullanıyorlar. Gözümüzü açık tutmalıyız. Yazar kasaların atıldığı, Ecevit dönemini, 1 milyar dolar IMF'den para alıp nasıl memur maaşları ödendiğini, Kemal Derviş'i nasıl ithal ettiğimiz ve nasıl ekonomimizi mahvettiğini unutmayalım unutturmayalım. Başbakanı sevmeyebilirsiniz, ideolojik açıdan aynı düşüncelere sahip olmayabilirsiniz. Ancak bu ülke tarihinde hiç olmadığı kadar özgür ve demokratik bir ülke oldu son 12 yılda. Başı örtülü insanlar sırf inançlarından dolayı okuyamadılar. Bir insanlık suçunu hep beraber işledik. Kürt vatandaşlarımız kendi dillerini konuşamıyorlar ötekileştirilmişlerdi. Şimdi ise barış rüzgarları esiyor. Türkiye değişti ve bundan rahatsız olanlar var. Silkelenip uyanın.. Medyaya inanmayın araştırın ve doğruları arayın. Sizden gizlenen doğruları...

Bu makaleyi wordpress adresim olan http://wordpress.kaan.tk adresinden takip edebilirsiniz.

24 Ocak 2014 Cuma

Siyah ve Beyaz

İlk şiirime göstermiş olduğunuz yoğun (!) ilgi üzerine ikincisini yazayım dedim (: Beğenirsiniz umarım.








Siyah ve Beyaz

Sevmenin en güzel haliydi,
Gizlice ve derinden olanı,
Yüzünü güldürdüğüm her anın hayaliydi,
Beni canlı ve mutlu kılan.

Seni şımartmaktan hiç yorulmadım,
Benim öncelikli işimdi bu,
Nerden bilebilirdim ki,
Hepsinin bir yanılsama olduğunu.

Farklıymışız farkedememişim güzelim,
Yazılı olmayan kurallar varmış,
Birde bu kurallara sımsıkı bağlı insanlar.
Kafamdaki sen, senden çok farklıymış.

Sen üzerine dikilmiş bir gelinlik kadar beyaz,
Bense simsiyah bir damatlıkmışım.
Farkımız renklerimiz olsada,
Görememişiz aslında birer renkmişiz.

Kaan Doğan

Bu şiirime diğer bloğum olan mkaand.wordpress.com adresinden de ulaşabilirsiniz.

16 Ocak 2014 Perşembe

Ihlamur ve Bal'ın Hikayesi

İlk şiir denememin son şiir denemem olmaması için lütfen yorumlara dikkat edelim (: Birden içimden geldi şiir yazmak. Gün geçmiyor ki insan bir başka özelliğini keşfetmesin. Umarım beğenirsiniz...






Ihlamur ve Bal
Umudumdu o güzel gözlerin,
Her baktığımda içinde kaybolmak istediğim.
Farklılıklar mıydı yoksa bizi yabancılaştıran.
Ne oldu ? Neden yoksun şimdi ?

Ihlamur oldum sense bana tat veren bal,
Bilemedin, göremedin diğer yarını,
Yaşanacak o kadar çok şey vardı ki,
Ama yıkıverdin kumdan kalelerimi.

Unutmak mı zordu yoksa hatırlamak mı ?
Yoksa unutmak istediklerini sürekli hatırlamak mı ?
Neydi seni bu kadar özel kılan ?
Benim ilk ve son şiirim olman mı ?

Bana tekrar hayal kurmayı öğrettin,
Ne kadar uzakta olsanda, nefesin benimle.
Mutlu yaşa, kalbimdeki kadife kaplı o müchevfer kutusunda.
Mutlu yaşa balım...

Kaan Doğan

13 Ocak 2014 Pazartesi

Görüş ayrılıkları, Alevilik-Sunnilik ve Yobazlık Hakkında

Uzun süredir ihmal ettiğim bloğuma farklı bir yazı ile devam ediyorum. Uzun süredir yazamadım çünkü yazmak için önce yaşamak gerekir. Yaşamadan yazarsan sorular içersinde boğulursun ve okuyucuna birşey aktaramazsın...

Yaşananlar yaşandı ve şimdiye kadar bilmediğim bir topluluk hakkında edindiğim bilgi ve yorumlarımı paylaşmak istedim. Özellikle şu günlerde Gezi Parkı olaylarının tabanını oluşturan Alevi vatandaşlarımız ve Alevilik acaba nedir diye merak ettim, bir arkadaş edindim ve öğretilerini inanışlarını anlamaya çalıştım. Bütün bu deneyimin sonucunda bu yazıyı hazırladım.

Ben beş vakit namazını kılmaya çalışan bir sunni müslümanım. Başvuru kaynağım Kuran-ı Kerim ve Peygamberimiz (SAV)'ın sünnetleridir. Hiçbir cemaat ile işim olmaz. Aklım ve kalbim yaradana ulaşmak için yeterlidir. Peki ailemden çevremden görmediğim bilmediğim haklarında çok fazla bilgimin olmadığı Aleviler kimdir ? Şimdiye kadar kendilerince haklı sebepleri olduğu için su altında yaşamışlar ben Aleviyim demeye çekinmişler. Peki neden ? Sebebi biz sunnilerin ataları olsa gerek. Geçmişte atalarımız elektrik daha yokken fotoğrafta gördüğünüz şekilde kadınlı-erkekli bir şekilde bir evde toplanıp cem yapan bu insanlar uyuma vakti geldiklerinde mumu söndürür yatarlarmış. Meraklı halkımızda uzaktan izleyip son derece çirkin bir iftira ile bir topluluğu lekelemiş. Bu onların genlerine kadar işlemiş ve bunu utanç olarak algılayıp şimdiye kadar seslerini çıkarmayıp kendilerini gizlemek istemişler. Tabi bu benim çıkardığım sonuç. Bugünkü aklımızla düşündüğümüzde bir topluluğun ensest bir ilişki yaşadığını düşünmenin ne kadar saçma ve gerçek dışı olduğunu daha iyi anlıyoruz ve onlara büyük bir haksızlık yaptığımızı görüyoruz.

Yıllar geçtikçe Aleviler ile Sunniler arasında bu konu büyümüş anneler babalar yalan yanlış bilgilerle çocuklarını büyütmüşler. Alevilik bir tabu haline gelmiş. Karşılıklı kız alıp vermek istememişler pek çok birbirini seven çift bu yüzden bir araya gelememiş. Kendilerini ifade edememişler ve zamanında kendilerine iftira atan insanların torunlarını düşman bilmişler. Tabi hepsi için böyle diyemeyiz çünkü araştırdığım kadarıyla tek tip bir Alevilik yok. Beş vakit namaz kılıp Ramazan ayında oruç tutanıda var. Hz. Ali camide öldürüldüğü için camiye gitmek istemeyenide var. Ama bu konuda kendileri ile çeliştiklerini düşünüyorum. Hz. Ali'yi takip edip ona saygı gösteriyorlarsa ve Hz. Ali camide öldürüldüyse burdan çıkan sonuç : Hz. Ali camiye gidiyormuş demektir. Aleviler müslüman mı ? sorusu çok sorulan sorular arasında. Kuran-ı Kerim'de pek çok yerde müslümanlar için "Namazı dosdoğru kılarlar" ibaresi geçer. Namazın nasıl kılınacağı ise tamamen peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'ın sünnetlerinden öğrenebiliyoruz. Mirac'a yükselirken meleklerden gördüğü hareketler aslında yaptıklarımız. Kadın ile erkeğin bir arada ibadet etmesi de islamda pek yeri olmayan bir davranış. Şia'lıktan biraz etkilenmiş ama pagan geleneklerinede sahip. Kimileri sorduklarında müslüman olduklarını söylüyorlar ama kendileride bu sorunun tam cevabı konusunda uzlaşamıyorlar. Pek çok forum var Alevilikle ilgili.

Yakın bir zaman önce Alevi bir arkadaşım oldu. İnsani anlamda değerleri olan son derece ahlaklı düzgün birisiydi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü şu aralar arkadaş olduğumuz söylenemez. Ama nefrette beslemiyoruz birbirimize. Tanıdığım pek çok sunni arkadaşımdan daha düzgün kibirden uzak birisiydi. Dört Kapı Kırk Makam felsefesini benimsemişler. Baktığınız zaman bir insanda olması gereken özellikler anlatılıyor. "Canlar, hepimiz biriz" gibi söylemleri olsada, o konuda her alevinin objektif davrandığını sanmıyorum. Çoğu zaman hepimiz birimizden anladıklarının kendi içlerinde hepimiz biriz olduğunu düşünüyorum.

Tanıdığım bir abla var, oğlu alevi bir kızla beraber ve bu abla oğlunu kızdan ayırmaya çalışıyor. Tam tersine ait pek çok yaşanmış hikayelerde duydum. "Aleviler kız alır ama vermezler" diye bir kanı var. Çünkü kızlarına baskı yapılacağı ve alevilikten uzaklaştırılacağı çekincesini yaşıyorlar. Soylarının devam etmesi açısındanda böyle düşünüyor olabilirler. Benim bu konuda bakış açım net. Görüş ayrılıklarının sevgiye engel olmaması gerektiğini düşünüyorum. İster bir yahudi ile evlenin ister bir hristiyanla. Müslümanlık tebliğ esasına dayanır. Dayatma yapamazsınız. Sadece tebliğ edersiniz. Allah istediği kulunun kalp gözünü açar. Açıkcası bir sunni olarak sadece alevi ile değil tüm dinlerden evliliğe sıcak bakıyorum. İnsan olsun önemli olan bu değil mi ? Derimizi sıyırdığımızda hepimizden çıkan kan, kemik ve et değil mi ? Allah isteseydi bizi tek ümmet tek devlet olarak yaratabilirdi. Birbirimizi farklılıklarımıza rağmen sevebilmemiz için farklı yarattı bizleri. Ben bir Alevi anne babanın çocuğu olabilirdim bir alevide sunni bir ailenin çocuğu olabilirdi. Anne babalarımızı biz seçmiyoruz. Ayrımcılık yapmak son derece yanlış, düşünün bir alevi kız için hayırlısının illede bir alevi erkek olduğunu düşünmek çok doğru değil, kimse garanti veremez o alevi erkeğin cinnet geçirip 3 ay sonra eşine şiddet uygulamayacağına değil mi ? Tabi bu tabuyu yıkıp mutlu olan çiftlerde var. Yine bir sunni olarak şunuda düşünmüyor değilim. Sunni olduğunu söyleyen sokaktaki kızların ne kadar sunniliği bildiğide günümüzde ayrı bir muamma. Fatiha bilmeyen gusul abdesti nedir bilmeyen bir Z kuşağı geliyor ! Y kuşağınında ne kadar bildiği tartışılır.

Siyasete bu yazımda değinmeyip Gezi Parkı ve 17 Aralık Siyasi Oyunları ile ilgili ayrı bir yazı hazırlıyorum. Sadece şunu söyleyebilirim, Alevi vatandaşlarımız ağırlıklı olmak üzere bu Gezi Parkı olaylarında pek çok vatandaşımız oyuna getirilmiştir. Gezinin bir balon olduğu ve arkasındaki güçlerin kimler olduğu bakıpta görebilen herkes tarafından biliniyor.

Yobazlık hakkındada kısa bir bilgi verip yazımı sonlandırmak istiyorum. Türkçede bir algı oluşturulmuş YOBAZ namaz kılan kökten dinci insan olarak kullanılıyor. Hatta tüm namaz kılanların YOBAZ olduğunu düşünenler var. Oysa YOBAZ belli bir dinden bağımsız olarak belli bir düşünceyi körü körüne mantık süzgecinden geçirmeden, ve farklı görüşleri ısrarla reddetip onlara tahammül gösteremeyen demektir. Yahudininde yobazı vardır Brooklyn'e giderseniz görürsünüz, müslümanında yobazı vardır. Hristiyanında, Alevininde. Karşı tarafı ötekileştiren her düşünce yobazlardan gelir. Benim inandığım doğru seninki yanlış temeline dayanır bir YOBAZ.

Yıllarca bizi sağ-sol, kürt-türk, alevi-sunni olarak bölmeye çalışan dış güçler bugün 4'e hatta 8'e bölmeye çalışıyor. Çünkü "Böl ve Yönet" stratejisi ile çalışıyorlar. Bu güçlerin kimler olduğunu sonraki yazımda anlatacağım. Yarın büyük bir deprem olsa İstanbulda, birbirimize yardım etmeyecek miyiz ? Bu aleviydi, bu sunniydi, bu kürttü, bu geziye katılmıştı bırakalım göçükte ölsün mü diyeceğiz ? Umarım silkeleniriz ve GERÇEK anlamda BİR olduğumuzu hep beraber TÜRKİYE olduğumuzu anlarız büyük bir deprem olmadan önce.

Saygı çerçevisinde yapılan tüm yorumlara eleştrilere açığım. Alternatif olarak bu yazıyı wordpress bloğumdan da takip edebilirsiniz : http://mkaand.wordpress.com


18 Temmuz 2013 Perşembe

Sevginin gücü

Uzun süredir ihmal ettiğim bloğuma bugün facebookta gördüğüm önce izlerken "Aman ne var ki bunda. Sevginin gücü demişler birde" dediğim ama sonunda etkilendiğim bir videoyu paylaşmak istedim. Sevginin güven duyma ile ilişkisini anlatıyor birazda...




- Posted using BlogPress from my iPad

11 Mayıs 2012 Cuma

Şems-i Tebrizi'nin 40 Kuralı

Uzun süredir ihmal ettiğim yazamadığım bloğuma mesai arkadaşım Teoman'ın bana birşeyler yüklemem için verdiği harddiskte benim okumam için bıraktığı Şems-i Tebrizi'nin 40 Kuralını okuduktan sonra bu yazıyı gönderme ihtiyacı hissettim. Ne düzgün insanmışsın sen Şems-i Tebrizi. Merak edenler için wikipedia sayfası :

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eems-i_Tebrizi


GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI...

Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği : “Bırak kendini, ko gitsin!” Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilir.

Dokuzuncu Kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olark düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On Beşinci Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...

Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşrefi-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Herkes ve her şey görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.

Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki, başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Otuz Birinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Otuz Dördüncü Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrı’ya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiğ i ölçüde olgunlaşır.

Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar, o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

Otuz Sekizinci Kural: “Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde.. . Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.

Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.
ŞEMS-İ TEBRİZİ

16 Şubat 2012 Perşembe

BlogPress uygulaması test sürüşü

Uzun süredir ihmal ettigim bloglarıma, iPad BlogPress uygulaması ile gece gece bir geri dönüş yapayım istedim.

7 Ağustos 2011 Pazar

Afrika yardımlarımızı bekliyor, duyarsız kalmayın !

İçinde bulunduğumuz mübarek Ramzan ayında gelin insani birşey yapalım ve bir hayat kurtaralım !
Her 6 dakikada bir çocuğun öldüğü Afrikaya bir yardımda sen yapsan ne olur ?
 
Diyanet üzerinden : AFRIKA yaz 5601'e gönder.
Kızılay üzerinden : Boş bir SMS'i 2868'e gönder.
 
Her bir SMS 5TL bağış demek. Bir paket sigara parası yani.

2 Haziran 2011 Perşembe

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!: "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

20 Şubat 2011 Pazar

Finally Adobe developed Flash Player for 64-bit Internet Explorer 8.0

I was looking for Adobe Flash Player for my 64-bit Windows 7 Ultimate OS. Finally they did it. But it is not official announcement. If you looking for 64 bit Flash Player for your system check this website and download Adobe Flash Player v10.3.162.28

http://labs.adobe.com/downloads/flashplayer10_square.html

13 Şubat 2010 Cumartesi

Kopru trafiginden kurtulmak icin alternatif guzergah

Hergun sabah Avcilar'dan Tuzla'ya, aksamlarida Tuzla'dan Avcilar'a donerek gunde 93+93 = 186 km yaparak 3 saatini yolda heba eden birisi olarak, kopru trafiginden donuste kurtulmak icin bir alternatif guzergah calismasi yaptim. Camlica giselerden sonra kopruye ulasmak bir eziyet ne yazikki. Asagida belirttigim guzergahi henuz denemedim pazartesi gunu deneyecegim. Aslinda bunu sizle paylasmamam lazim. Simdi bu yaziyi okuyanlar orda trafik olusturacak :)

Asagida goreceginiz siyah cizgi ile belirtilmis kisim kopru baglantisi. Mavi ile goreceginiz kisim ise benim belirledigim alternatif guzergah. Mavi hat uzunlugu : 19.2 km Siyah hat uzunlugu ise : 15.4 km. Arada 3.8 km var, ancak pek cok kazanin oldugu otoyolda cogu zaman trafik durma noktasina geliyor. Denemekte yarar var.



View Gates Alternative Route in a larger map

19 Ocak 2010 Salı

Hukuki.net ' in Hukuk tanimaz site yonetimi hakkinda

Gun gecmiyor ki guzel ulkem beni biraz daha sasirtmasin. Yurtdisindan aldigim sadece sarji cabuk bitiyor diye calisir durumda KVK Bakirkoy subesine teslim ettigim cep telefonumun serviste bozulmasi uzerine, yasal hakkimi arama mucadelesi icine girdim. Once Tuketici Hakem Heyeti lehime bir karar verdi, ancak KVK zararimi tazmin etmeyince yasal anlamda yardim almak icin Turkiye'de Hukuku Guguk sananlarin birleserek kurdugu pek cogunun avukat oldugu ve site icinde demokrasiden cok uzak birsekilde bir yonetim anlayisini benimsemis gestapo hukiki.net forumlarindan yardim almaya calistim.

Insanlar sanal ortamda daha cesur oluyorlar herhalde, forumlari icersinde herkesle son derece saygili bir sekilde yaklasarak sorunuma cozum arayisimin karsiligi forumdan banlanmak oldu :) Insanlari herkese acik bir ortamda paylayarak azarlayarak sonra onlarin cevap haklarinin bile ellerinden alinmasi, Adalet Sistemimizin bel kemigi olan Avukatlar tarafindan yonetilen bir forum konusunda acaba bu arkadaslar sitelerini hukuki.net degilde guguki.net olarak degistirseler daha mi iyi olur diye dusunmeme neden oldu.

Bu tur insanlara Amerikalilar "looser" diyor. Evet hukuki.net yoneticileri benim gozumde birer looserdir. Cunku bana yapmis olduklari haksizlik karsisinda benim cevap hakkimi elimden almislardir. Bunu hakedecek ne bir kotu sozum ne de bir taskinligim oldu. Simdi kendime ait bu mecrada bende onlar hakkinda atip tutarak onlarin elimden aldigi cevap hakkimi kullaniyorum. Umarim beni mahkemeye verirlerde mahkeme koridorlarinda bende kendi adalet sistemimi onlar uzerinde deneme sansi elde ederim... Hodri Meydan.

3 Ocak 2010 Pazar

Can someone explain this ?


Today, I was updating and synchronizing my contacts. I use www.soocial.com free contact sync service. You can sync your contacts between Gmail, Windows Live Contacts, Windows Mobile, Outlook, Nokia, BlackBerry, Yahoo etc.

I have lots of contacts, the best combination for me :

Gmail Contacts and Windows Live Contacts. Also I use Windows Live Messenger. But this is not a problem. Some contacts are only Windows Live Messenger contacts and they are not related with my general contacts or some contacts haven't an email address. They are only my phone contacts.

I tried to add myself to my contacts :). Here is the result. I can see myself on my WLM. I tried to chat with myself but this is not impossible :). If I change my status to Away, the contact that indicates myself (Superlative) also changes to Away. Thats funny. I can delete myself from my WLM list but this doesn't mean I delete myself from Windows Live Contacts. WLC and WLM are totally different products.

Today, contact synchronizing is very important. I usually use Windows Live Mail as a email client and I use Gmail IMAP services. Gmail keeps my contacts. Windows Live Mail only shows Windows Live Contacts (If you are signed). So I should find a connection between WLM and Gmail. Yes, www.soocial.com is the answer. They offer great sync service.