Sunday, January 8, 2017

Birisi “Liyakat” mı dedi?

Bu kelimeyi birçok insan o kanlı 15 Temmuz darbe gecesi sonrasında politikacılardan duymaya başladı. “Devlette Liyakat esas alınmalı” peki neydi “Liyakat” denen bu şey. Bu yazıda Devlet içerisindeki liyakatten değil özel sektördeki liyakatten bahsedeceğim. Öncelikle çok uluslu bir şirkette yönetici olarak çalışıyorsanız bu yazıyı okurken sinirleriniz bozulabilir. Baştan uyarayım 😁

Liyakat, en basit ifadeyle bir işi ehline vermek anlamına geliyor. Günümüzün Vahşi İş Dünyasında, sözüm ona kurumsal olduğunu düşündüğümüz pek çok şirkette aslında terfiler, bu makaleye uygun olabileceğini düşündüğüm yukarıdaki karikatürdeki gibi işlemekte. X ötesi (Dinazor X) kuşağının yeni yeni yöneticilikten el çekmeye başladığı günümüzde, temel yönetici mantığı; Beni eleştirmesin, koşulsuz itaat etsin”. Günümüzde o imrendiğiniz pozisyonlarda bulunan yöneticilerin, liyakatten anladıkları sadece bu. Ben bu tarz yöneticileri tek bacağı kalmış sandalyede oturan insanlara benzetiyorum.

On yılı aşkın süredir profesyonel iş hayatındayım. Pek çok farklı karakterde yönetici ile çalışma fırsatım oldu. Öyle ki, kendisini eleştirdiğim bir satış toplantısı sonrası, “Kaan, sen çok akıllı bir adamsın ama azıcık beni dinlesen, sana yatırım yapmak istiyorum” diyecek kadar bana karşı çaresiz duruma düşmüş yöneticilerim bile oldu 😊 Neyse bu yazıyı okuma ihtimali var, eminim okurken “Evet, o benim” diyecektir.

Kendi şikâyet edilmesin ya da eksiklikleri ortaya çıkmasın diye kendi alt yöneticilerini özellikle İngilizce bilmeyen insanlardan seçen hatta terfi görüşmelerinde bir fiil tercümanlık yapanlarına bile rastladım. İşte bu insanları bu pozisyonlara getirenlerin, Liyakati Sultanbeyli’de bir sokak olarak bilmesi normal. Birde iş hayatına direkt müdür olarak girmiş (en azından kendini öyle gösteren) tipler var. Onların durumu daha vahim ve gülünç. Ama kabul edeyim ürün satışı konusunda bu çakma yöneticilerin herhangi bir yeteneği yokken, kendilerini pazarlama konusunda benden çok daha yetenekliler haklarını teslim edeyim. Birde bu bahsettiğim son grup, üç yılda bir Country Sales Manager” pozisyonlarını kendi aralarında değiş tokuş yapıyorlar. Yani sanki özel bir kulüp var. Yeşilçam’ın Figüran Kahvesi gibi. Çok uluslu, Türkiye pazarına girmeye çalışan ya da girip etkin olamayan nispeten daha ufak şirketlerin tepesindeki kişiler, 2-3 yıl boyunca şirketlerin içini boşaltıp başarısız oldukları ayyuka çıktığında ya kovulurlar ya da kovulacaklarını anlayıp hemen başka bir şirketi sömürmek için zıplarlar. Gerek LinkedIn’de gerekse kendi çalıştığınız şirketlerde eş dosttan duyuyorsunuzdur bu insanları. Hiç yoksa üç kişi tanıyorum bu gruptan.

Liyakat, her şirkette olması gereken insana özgü, iş ortamının adaleti açısından en önemli kavramlardan birisi. Ama ne yazık ki çok dikkate alınmıyor. Benim suyuma gitsin, beni eleştirmesin, zor durumda bırakmasın, her dediğime evet efendim desin, Krallığım sarsılmasın, dili kahverengi olsun çok daha önemli. Bugün siyasette de durum farklı değil hatta orda durum daha beter bence. İki lafı bir araya getiremeyen insanlar bakan olabiliyor. İşine dört elle sarılan bakanları tenzih ediyorum.

Oysa kendine güvenen adil bir yöneticinin, bu tarz dalkavukları kendinden uzakta tutup eleştirilere daha çok değer vermesi gerekir. Oturulan koltuklar tatlı olsa bile kimse koltuğu ile sonsuza dek yaşayamıyor. Asıl önemli olan şirketin sürekliliği ve çalışanlarınızda bıraktığınız hatıralardır. Kötü yöneticiden bile insanın öğrenebileceği bir şeyler vardır. En azından Günün birinde yönetici olduğumda, X Bey gibi olmayacağım diyebilirsiniz 😊 Bundan bile bir kazanım çıkarabilirsiniz. Ya da oturursunuz bir Pazar sabahı kahvenizi yudumlarken, benim yaptığım gibi yöneticinizi, yazdığınız bir makalede kullanırsınız. Biz insanların sadece bir çift gözü var. Eğer bir astınız sizin göremediğiniz bir tehdidi görüp sizi uyarabiliyorsa, size aslında iyilik yapıyordur. Tehdit yokmuş gibi başını sallayıp “Evet efendim, haklısınız” diyorsa size kötülük yapıyordur.

Bu makalede anlatmaya çalıştığım -Profesyonel- iş dünyasının kendisiyle kavgalı Dinazor X yöneticileri ve iş hayatına -Müdür- olarak girip, üç yılda bir şirketlerin içlerini boşaltan başarısız yöneticilerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bu verdiğim örnekler bize has durumları özetliyor. Yabancı yöneticilerde, bu yöneticilik kompleksi daha az, eleştiriye daha açıklar. Liyakat konusunda bizdeki kadar olmasa bile onlarda da sıkıntılar var. Neredeyse Satış Müdürüne yakın maaş alan saçı sakalı bembeyaz Satış Mühendislerini görmek mümkün. Esasen -gerçek anlamda- YÖNETİCİLİK, çok fazla sorumluluk almayı gerektiren hatta herkesten daha çok çalışmayı gerektiren bir iş, ancak bizim -sözde- profesyonel iş dünyamızdaki yöneticiler bunu daha iyi maaş, daha iyi şartlar, ego tatmini olarak algılıyorlar. 

Öğretmen Emeklisi bir annenin oğluyum. Çalıştığı dönemlerde zaman zaman Müdürlük, Müdür Yardımcılığı pozisyonları açılırmış. Hemen hemen birçok öğretmen arkadaşı kendisi de dahil, pozisyonla ilgilenmediklerini belirtip imza atarlarmış. Sebebi, sıradan bir öğretmenken yarım gün çalışıp evlerine gidebiliyorlarmış. Müdür olduklarında ise akşama kadar okulda kalıyorlarmış. Maaş konusunda da fark çok çok azmış. Belki aynı yöntem özel sektörde de uygulanmalı kim bilir. Açıkçası işin ehli olmayan bir yöneticiye binlerce lira her ay maaş verip, lüks kiralık araçlar vermek yerine tüm şirketler aradaki bu farkı azaltmış olsalar belki kimse yönetici olmak için bu kadar can atmayacaktır. En azından yöneticiliği -SORUMLULUK- yerine -İÇİNİ BOŞALTMAK- olarak anlayanlar...

Herkese bol şekerli günler dilerim 😊


Kaan Doğan
08.01.2017

Kaynak göstererek bu yazıyı yayınlayabilirsiniz…

Friday, November 11, 2016

Why Trump should be new President?

Why Donald Trump should be new President?

I live in Turkey, and we watched US election carefully like whole world. I was in US, when Obama elected first time in 2008. His motto was "Change" and yes definitely world was changed. Especially Middle East. Lots of innocent people died. Terrorism got stronger in Obama's era.
There is two big views in US. Republicans and Democrats. But if we talking about presidency, views are not important, you should consider candidates. I know looks like Trump is racist, and he doesn't have leader charisma. But he is a businessman and he knows how to assign correct person to correct position.

During election campaigns, Everyone, every media, every actors, singers supported to Clinton. Trump was alone. But he is winner and every American should respect the results. Same thing happened in Turkey. Our president Recep Tayyip Erdogan took %52 of votes but still some of people doesn't accept these results.

Clinton supports PYD, FETO (terror organisations) during her campaign. America should spend their money for their people not for weapons to kill innocent people in Middle East. America should stop being world cop and focus to improve and renew America. I am a Muslim and I can say Trump is a good chance for United States. Like or Unlike, he chosen by Americans even secret organisation "Illuminati" supported to Clinton. I don't think Trump can banned Muslims or Latinos. Those speeches are politics. If he try to control FED or If he is not Mason, he can killed like JFK. Looks like first time Secret Bosses' plan didn't worked and everyone surprised. So, this is good.

Reagan was supported by Hollywood and result US get stronger movie industry in 80's. Bush was supported by weapon manufacturers and result US attack to Iraq, Afghanistan. Obama was supported by Tech Companies (like Google, Apple) and result these companies getting bigger. And Trump was supported by blue collars, result will be more jobs and money for Americans. Industry will be get stronger. America should go back to America Continent. Middle East is not your home guys!

Those are my projections. Agree or Disagree, if your comment disrespectful, your comment maybe deleted..

Friday, July 22, 2016

​Başarısız DARBE girişiminin ardından..

Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah (sulh) edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
Bakara Suresi (2/11-12)

Milletçe büyük bir sınav verdik tam bir hafta önce bugün, öncelikle bu aziz vatanı savunurken şehit olanlara Allah'tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. 15 Temmuz 2016 saat 22:15 sularında bir arkadaşımın eşinin bizi arayıp haber vermesiyle durumdan haberdar olduk. İlk başlarda çok fazla yanlış bilgiler geliyordu. Kimyasal silah saldırısı, Beylerbeyi Sarayına bomba konulduğu gibi haberler duyuyorduk. Zaman ilerledikçe Pensilvanya'da yaşayan Fetullah Gülen köpeğinin terör örgütü FETÖ'nün darbe girişiminde bulunduğunu anladık. Ben 1980 darbesinde bir yaşındaydım. Darbe nedir bilmeden büyüdüm. O korkuyu yaşamadan büyüyen şanslılardandım. Sonraki birkaç saatte, köprülerin askerler tarafından kapatıldığı, tankların sokaklarda yürütüldüğü, Atatürk Havalimanı'nın önünün kesildiği, F-16'ların alçak uçuş yaparak ses hızını aşıp sonik ses patlamaları ile halkı korkuttuğunu, televizyon kanallarının basıldığını öğrendik ve yaşadık. Kabus yeni başlamıştı.

Bütün bunlar olurken, twitter gibi sosyal medya organlarından çok fazla bilgi akışı olmaya başlamıştı. #TurkeyCoup hashtag'ı bir anda bir numara oldu. İşin üzücü tarafı, Recep Tayyip Erdoğan'a bazı kitlelerin duyduğu öfke ve nefret vatan sevgisinin önüne geçmişti. Bağdat Caddesinde tanklar alkışlanıyordu. Darbeye sevinip sonunda kurtuluyoruz diyen hainleride gördük. Cumhurbaşkanımız Skype üzerinden CNNTÜRK Hande Fırat'a bağlandığı andan itibaren DARBE girişiminin seyri değişmeye başladı. Halkı sokağa çağırmıştı. Halk Başkomutanı canlı olarak görüp sokağa inilmesini emrettiği an DARBE girişimi gerilemeye başladı. O andan itibaren bu FETÖ'cü hainler ve beraberlerine kattığı bazı ulusalcılar ve diğer Recep Tayyip Erdoğan düşmanları, aydın geçinenler başladılar Darbenin Tiyatro olduğunu idda etmeye. Bunu idda etmek vatan hainliğidir. Bununlada kalmayıp, sakallı Allah-u Ekber diye tebir getirenlerin barbarca Mehmetçiği başından kestiler yalanını servis ettiler.

Darbe başarılı olsaydı ne olacaktı? Sağcı-Solcu, Türk-Kürt, Alevi-Sunni, Zengin-Fakir mi kalacaktı? FETÖ'cü FETÖ'cü olmayan diye ikiye ayrılacak. Paran varken bir anda herşeyine el konacaktı. Bankalara el konacaktı. Dolar 6TL Euro 8TL olacaktı. Nakit paranız olsa bile hiçbirşeyi alamayacaktınız. Sokakta anarşi kol gezecekti. İstanbul Ankara gibi büyük şehirler birer harabe Irak, Suriye gibi olacaktı. Sokaklarda çürümüş ceset kokularını alacaktık. Sokağa çıkıp özgürce yaşayamayacaktık. Belki sonrasında ABD bize demokrasiyi tekrar kurma bahanesiyle bu topraklara gelecekti. Ülkenin önde gelen liderleri bir futbol sahasında idam edilecekti.

Bu aziz vatanı öncelikle Allah korudu. Süreç boyunca öyle kırılma noktaları varki, bu darbeci terörist FETÖ köpeğinin oyunundan büyük ilahi bir oyunun bizi kurtardığını görüyorum. Şu anda OHAL ilan edilmiş durumda. Eşiniz, abiniz, babanız bile bu hain FETÖ terör örgütüne bulaşmışsa, bunları ihbar edip dışlayın. Bunların beyni öyle bir yıkanmışki Fetullah denen o iblise koşulsuz biat etmişler. Öl dese ölürler. Onu peygamber olarak görüyorlar. Hastalıklı bir zihniyete sahipler.

Bu başarısız DARBE girişiminden başarılı çıkanlardan biride MEDYA oldu. CNNTÜRK, tekbir sesleriyle millet tarafından kurtarıldı. TRT, yine aynı şekilde FETÖ köpeklerinden milletimiz ve polis tarafından kurtarıldı. Adını belkide daha önceden duymadığınız TRT Haber spikeri Tijen Karaş, korku dolu gözlerle, titreyen sesi ve boncuk boncuk alnındaki teriyle hayatının en zor anlarını yaşadı ve yaşattı. Bu darbe girişiminin istemeden sembol isimlerinden oldu. Böylece Mesut Mertcan gibi o da tarihe geçmiş oldu.



Cumhurbaşkanımız, Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu darbe girişiminin ilk dakikalarından itibaren soğuk kanlılık ve cesaretle hareket edip, bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasını sağladı. Yaşadığımız şey kolay unutabileceğimiz bir şey değil, hatta belkide unutmamamız gereken bir şey bu. Mete Yarar, dün akşam Veyis Ateş'in programında, bir asker için "Dost musun? Düşman mısın?" sorusunu sormak o askerin gerçek anlamda ölmesi demek olduğunu söyledi. Bu aşağılık FETÖ terör örgütü devletin damarlarına sızarak PKK'dan bile daha büyük bir tehdit haline gelmiştir. Bugün bile kamuda kimin FETÖ'cü olup olmadığını bulmak uzun bir süreç alacak gibi gözüküyor. Kurunun yanında ne kadar dikkat edilsede yaşta yanacaktır. Ancak FETÖ'ye desteği ayyuka çıkmış gazeteci kisvesi altındaki kalemşörlerin derhal tutuklanması gerekir. Cumhurbaşkanımız bu kalkışmanın ilk günlerinde herkesi birleştiren konuşmalar yaptı. Ancak bir konuda kendisini eleştirmek istiyorum. Bir Sunni olarak, konuştuğum ve darbeye karşı çıkan Alevi arkadaşlarım haklı olarak sitem ediyorlar. Cumhurbaşkanımız; Türk, Kürt, Boşnak, Laz, Zaza hep bir olacağız derken Alevi'lerden bahsetmemesi, haklı olarak bir kırgınlığa neden oluyor. Her grup içinde olduğu gibi Aleviler içindede GEZİ'de ağırlıklı ortaya çıkan yüzlerini gizleyip molotofla saldıran bir grup olsada, gerçekten vatanını seven, Darbeye FETÖ'ye karşı duran Alevi'leride kucaklaması gerekirdi. %52 güzel bir destek ama neden %75 - %90 olmasın? Recep Tayyip Erdoğan tüm 79 milyonun Cumhurbaşkanıdır. Atılacak ufak bir adım karşı tarafın koşarak gelmesine neden olabilir.


Darbe girişiminin kanlı ve acı yönü tartışılmaz, Türk Milleti bununda üstesinden gelip demokrasiye sahip çıkmıştır. Bütün bu girişimin sonunda trajikomik paylaşımlar olaylarda oldu. Pantolonunun arka tarafını katlayıp FETO köpeğinin yüzüne benzetenler, İki kez tank üstünden geçtikten sonra neredeyse "acımadı ki acımadı ki" diye ayağa kalkanlar :), ya da koca tankı kullanmayı 5 dakikada öğrenen ve taksi gibi koca tankı süren Rize'li abimizi nasıl unutabiliriz? Tankı ateş tuğlasıyla durdurdu bu millet. Gerçekten zihinlere zarar görüntüler gördük. FETÖ köpekleri bu girişimle rezil olmuştur. Kendi Emniyet Müdürleri tanka polis üniformasıyla girip, kamuflajla çıkmıştır. Bu FETÖ'nün tasmasını tutan ÜST AKIL'da artık DARBE ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ni deviremeyeceklerini anlamışlardır umarım. 

Tarihe kendi kendini kendi savaş uçakları ile vuran tek ülke olarak geçmiş olduk. Kışla önlerindeki büyük kamyonları görmek ülkenin geldiği durum açısından kötü olsada, şu durumda hep beraber olup bir olmak zorundayız. Ayrıca tüm Türk Halkı acil durumlarda sokağa dökülmek için özel sirenlerle bilgilendirilmelidir. KAMU SPOTU olarak halk bilgilendirilebilir. Bu vatan hainleri idam edilmek yerine sadece donla kafeslerde halka teşhir edilmesi daha ağır bir ceza olur. Hayvanların bile duramayacağı koşullarda sergilensinler boyunlarında zincirle. Recep Tayyip Erdoğan'a duyduğunuz öfke bu vatana duyduğunuz sevginin ötesine geçiyorsa hiç durmayın bu ülkede!

Kaan Doğan
22.07.2016

Thursday, May 14, 2015

Karıncanın kırılan kalbi...












Karıncanın Kırılan Kalbi

Evvel zaman içinde şımarık güzel bir kız ile bir karınca varmış. Karınca yerden ona baktığında ona duyduğu hayranlığı karşısında nefesi kesilir, işinden gücünden geri kalırmış. Bir gün bu şımarık kız kırda koşup oynarken bu karıncayı görmediği için ezmiş. Her yeri kırılan karıncanın gözünde artık o hayran hayran baktığı küçük şımarık kız bir anda kendinden daha küçük görünür olmuş ona. Bir melek karıncaya canın çok yanıyor mu diye sormuş. Karıncada ona kırılan eklemlerim değil ama kırılan kalbim çok acıyor demiş...

Kaan Doğan - 14.05.2015

Friday, February 20, 2015

Sessiz Güzellik











Sessiz Güzellik,

Kendime itiraf edemediğim,
Yutkunarak takip ettiğim gölgendim.
Direndim hem de çok
Ama başaramadım gizli kalmayı.

Bu kısa hikayede,
Yüzünde açmışsa ufak bir tebessüm,
Sakın ama sakın unutma,
Sadece hayal et, lilyumları, gülleri, notları.

Artık sende yüreğimdesin,
Görüyor musun?  
Kadife kaplı mücevher kutusunu?
Vakit tamam, durma hadi gir içerisine.

Yüzündeki o masum ifade,
O kusursuz güzelliğin,
Titrek ürkek sesin,
Asla unutulmayacak bu yürekte
O sessiz güzelliğin...

Kaan Doğan - 18.02.2015

Tuesday, October 28, 2014

Minik Garip

Minik Garip

Tam beş gün önce gördüm seni ilk kez,
Sıska bedeninle nasıl da Gariptin,
İçimde sana karşı tarifi olmaz bir merhamet vardı,
İyiki beni kabul ettin o ufak dünyana Garibim.

Minik pembe yumuşak patilerin vardı,
Artık cennetin zemininde topraksın,
Yaratan ruhunu baki kıldı minik Garip,
Sakın korkma Rab sana bizden daha iyi bakacak.

Benimle geçirdiğin o iki gün,
Seninle oynadığımda salladığın o kuyruğun,
Aklımdan hiç çıkmayan o suratın,
Seni çok özledim Garip...


Monday, February 3, 2014

Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık siyaset oyunları

2013 yılının Haziran ayında herkesin gözlerini çevirdiği bir nokta : Taksim Gezi Parkı. Peki neydi bu parkı bu kadar özel kılan şey ? İki ağacının yerini değiştirme bahanesiyle gerçekleştirilen mevcut hükümeti itibarsızlaştırma devirme girişimiydi. Evet okuyucu bu yazının taraflı hükümet şakşakcılığı yapan bir yazı olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Gerçekleri bilmek öğrenmek istiyorsan devam et okumaya...

Ekonomik Tetikçiler, evet belki daha önce duymadığınız bir tabir. Aşağıdaki videoyu izlemeye başladığınızda ekonomik tetikçilerinin kimler olduğunu ve tarihin gerçekten tekerrür ettiğini görmüş olacaksınız. Gezi Parkı ilk operasyon değildi. Belirli sermayeler tarafından finanse edilen ideolojik ya da dini açıdan toplumun çoğunluğundan farklı düşünceye sahip olan insanlar kışkırtılarak bunların yanına yasadışı örgütleride katarak çok kolay bir şekilde isyan çıkartabiliyorlar. Amaçları belli, iktidarı devirip yerine kendilerinin kolaylıkla kontrol edebileceği birini oturtmak. Yeni gelen öncekinin başına gelenleri bildiği için daha itaatkar olacaktır.

Ünlü "Zeitgeist: Addendum" belgeselinden bu bölümü dikkatle izleyiniz. Bir Ekonomik Tetikçi olan John Perkins bakın neler anlatıyor :



AKP ve Tayyip Erdoğan'ın yükselişini incelersek, sıfırdan bir partinin muazzam bir şekilde organize olması, kurucusunun şiir okuduğu için hüküm giymesi sonrasında dışarı çıkması ve 12 yıl zirveye oturması çok inandırıcı bir hikaye değil. Cemaat (Fetullah Gülen) ve belkide Amerikan'nın desteğini alarak zirveye geldiğine inanıyorum. Ancak onların gücünü yükselmek için kullanıp şimdide sırtını döndüğü ve onların çıkarına hizmet etmediği için oyunlar oynandığını düşünüyorum. Aslında başkanları, iktidarları halklar seçmez. Seçtiklerini sanarlar sadece. Kendilerini elite olarak tanımlayan dünyadaki bir kaç sayılı aile tarafından herşey kontrol edilmekte herşey. Başkanlar ve Başbakanlar değişir. Bu bahsettiğim güç ise hiçbir zaman değişmez. Bu güce sahip aileler şirketlerin ve medyanın sahibidir. Bugün Beyaz TV Ana Haber'e ya da ATV Haber'e bakarsanız bir tarafı Kanal D, Star, CNNTürk Haberlerini izlerseniz diğer tarafı görebilirsiniz.

Belki kuruluş aşamasında AKP bu güçlerden yardım aldı ya da almadı ama gelinen şu son noktada aynı güçlerin mevcut yıkmaya çalıştığı aşikar. Amerikayı örnek alalım. Obama'nın karşısına kimi çıkarmışlardı ? McCain'i çıkardılar. McCain dediğimiz kişide bildiğiniz Kemal Kılıçdaroğlu'nun Amerika Şubesi. Obama'ya bakın hitabet yeteneği ve karizması olan bir lider. Sonuç zaten belliydi. Türkiye'dede benzer durum yaşandı. Daha tecrübeli olan ve gerçek bir lider olan Deniz Baykal, bir kaset operasyonu ile gerilere gönderildi. Bugün CHP'nin geldiği nokta eski başkanın sorun yaşadığı Mustafa Sarıgül'den medet ummaktır. Savcı Sayan gibi doğru düzgün bir CHP'li varken amacı ana muhalefet olmak olan CHP yine yanlış yönde ilerlemekte. Bu noktada malum sermaye (Baronlar) Sarıgülü bir alternatif olarak görüyorlar.

Genç Partinin olduğu zamanları hatırlıyor musunuz ? Tayyip Erdoğan ve Aydın Doğan eleleverip Star TV ve Cem Uzan üzerine gitmişti. O zamanlar bir ittifak varken şimdi niye top tüfekle birbirlerine giriyorlar ? Cevap tabi ki çıkar çıkar çıkar. Olayın mantığı basit sen benim sırtımı kaşı ben senin sırtını kaşıyım. Düşmanımın düşmanı dostumdur.

Gezi Parkı olayları geçmişte CIA desteği ile 1953'te İran'da demokratik yolla seçilen Muhammed Musaddık'ın devrilmesi sırasında da yaşanmıştı. Tarihi incelerseniz pek çok ülkede benzer operasyonların yapıldığını görebilirsiniz. Örneğin Guatemala (1954), Ekvator (1981), Panama (1981), Venezuella - Ayaklanma (2002), Irak (2003), Mısır (2013). Bu tür isyanlar, medyanın desteği ile çok daha büyük bir olaymış gibi tüm dünyaya kolayca duyurulup farklı bir algı oluşturulabiliyor. Kullanılan direniş teknikleri ise Gene Sharp'ın "Diktatörlük'ten Demokrasi'ye" adlı kitabında anlatılmaktadır. Gezi Parkı olaylarında bu tekniklerin bazıları kullanıldı. Merak edenler kitabı internetten bulup okuyabilir.

Ne yazıkki bu olaylar sırasında bazı vatandaşlarımız hayatlarını kaybettiler. Türkler sadece içerden bölünerek yok edilebilir. Bunu bilen dünyayı yöneten güçler ve içerdeki uzantıları böyle bir olay tertipleyerek düzeni bozmak istediler. Peki hiç mi iktidarın suçu yoktu ? Vardı. Özellikle Alevi vatandaşlarımız, gayrimüslim vatandaşlarımız Tayyip Erdoğan'ın söylemlerinden ve bazı icraatlerinden rahatsız olmuş olacaklar ki bu Gezi Parkı olaylarında piyade olarak bu insanlar kullanıldı. Alkol ile ilgili bir düzenleme yapıldı herkes ayaklandı alkolümüze karışıyor başbakan diye, Kürtaj ile ilgili düzenleme yaptı bedenime dokunma diye dikildiler karşısına. Ama ortada yapılan icraatleri görmezden geldiler hep. Herkesi mutlu etmenin bir yolu yok. Başbakandan böyle bir beklentim yok ancak uslubü tüm vatandaşları kucaklayan bir uslup olmadığı için belki kendilerini ötekileşmiş hissetmiş olabilirler. Yinede bunların hiçbiri sokakları yakıp yıkmanın bir bahanesi değil. Devlet daha ağır bir şekilde el koymalıydı. CNN 8 saat canlı yayın yaparak olayı farklı bir boyuta taşımaya çalıştı. Amaç Türkiye'yi itibarsızlaştırmaydı çünkü, daha önceden çok iyi becerdikleri bir oyundu bu.

Dünyayı yöneten güçler yukardaki videoda anlatıldığı üzere üç aşamalı bir yıkım sistemi uyguluyorlar :
  1. Ekonomik Tetikçiler : Petrol şirketi sahipleri, medya patronları, bazı yabancı şirketler aracılığıyla iktidar evcilleştirilmeye ve dünyayı yöneten bu imparatorluğa uymaya zorlanır. Rüşvet ve para kullanırlar.
  2. Ajanlar : Ekonomik Tetikçiler tarafından yola gelmeyen ülke liderleri ajanlar tarafından ya ülkede isyan çıkararak devrilir ya da suikast düzenlenerek yerine söz dinleyen bir lider geçirilir.
  3. Ordu : Ajanlarda başarılı olamadıysa devreye ordu girer. Tüm dünya kamuoyu desteği alınıp savaş çıkarılır (Irak)
17 Aralık gerçektende dostmodern bir darbeydi. TV kanallarında Medya Mahkemeleri kurulup iktidar yolsuzluk yaptığı için cezaya çarptırıldı. Ayakkabı Kutusu gibi herkesin algısını tek bir noktaya çekecek bir sembolle birlikte. Son derece güzel kurgulanmış bir oyundu. Bu kurgunun icrasında zamanında destek veren cemaatte kullanıldı. Şu sıralar 2. aşama olan Ajanlar'ın aşamasındayız. Başbakan Tayyip Erdoğan bu seçimlerden başarı ile çıkarsa bir suikaste kurban gidebilir. Umarım böylesine güzel hizmetler sunan bir hizmet adamının başına böyle birşey gelmez. Ama tarihte pekçok örnek var. MİT'in tırları ile de dünya kamuoyunda Türkiye başbakanının El-Kaide'ye destek verdiği algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Siyaset şu sıralar dizayn ediliyor. Yeni silah MEDYA ve SERMAYE. Savaşlar artık topla tüfekle olmuyor. BÖL ve YÖNET kuralı ile hareket edenler tarihten gelen bilgi birikimlerini çok iyi kullanıyorlar. Gözümüzü açık tutmalıyız. Yazar kasaların atıldığı, Ecevit dönemini, 1 milyar dolar IMF'den para alıp nasıl memur maaşları ödendiğini, Kemal Derviş'i nasıl ithal ettiğimiz ve nasıl ekonomimizi mahvettiğini unutmayalım unutturmayalım. Başbakanı sevmeyebilirsiniz, ideolojik açıdan aynı düşüncelere sahip olmayabilirsiniz. Ancak bu ülke tarihinde hiç olmadığı kadar özgür ve demokratik bir ülke oldu son 12 yılda. Başı örtülü insanlar sırf inançlarından dolayı okuyamadılar. Bir insanlık suçunu hep beraber işledik. Kürt vatandaşlarımız kendi dillerini konuşamıyorlar ötekileştirilmişlerdi. Şimdi ise barış rüzgarları esiyor. Türkiye değişti ve bundan rahatsız olanlar var. Silkelenip uyanın.. Medyaya inanmayın araştırın ve doğruları arayın. Sizden gizlenen doğruları...

Bu makaleyi wordpress adresim olan http://wordpress.kaan.tk adresinden takip edebilirsiniz.

Friday, January 24, 2014

Siyah ve Beyaz

İlk şiirime göstermiş olduğunuz yoğun (!) ilgi üzerine ikincisini yazayım dedim (: Beğenirsiniz umarım.








Siyah ve Beyaz

Sevmenin en güzel haliydi,
Gizlice ve derinden olanı,
Yüzünü güldürdüğüm her anın hayaliydi,
Beni canlı ve mutlu kılan.

Seni şımartmaktan hiç yorulmadım,
Benim öncelikli işimdi bu,
Nerden bilebilirdim ki,
Hepsinin bir yanılsama olduğunu.

Farklıymışız farkedememişim güzelim,
Yazılı olmayan kurallar varmış,
Birde bu kurallara sımsıkı bağlı insanlar.
Kafamdaki sen, senden çok farklıymış.

Sen üzerine dikilmiş bir gelinlik kadar beyaz,
Bense simsiyah bir damatlıkmışım.
Farkımız renklerimiz olsada,
Görememişiz aslında birer renkmişiz.

Kaan Doğan

Bu şiirime diğer bloğum olan mkaand.wordpress.com adresinden de ulaşabilirsiniz.

Thursday, January 16, 2014

Ihlamur ve Bal'ın Hikayesi

İlk şiir denememin son şiir denemem olmaması için lütfen yorumlara dikkat edelim (: Birden içimden geldi şiir yazmak. Gün geçmiyor ki insan bir başka özelliğini keşfetmesin. Umarım beğenirsiniz...






Ihlamur ve Bal
Umudumdu o güzel gözlerin,
Her baktığımda içinde kaybolmak istediğim.
Farklılıklar mıydı yoksa bizi yabancılaştıran.
Ne oldu ? Neden yoksun şimdi ?

Ihlamur oldum sense bana tat veren bal,
Bilemedin, göremedin diğer yarını,
Yaşanacak o kadar çok şey vardı ki,
Ama yıkıverdin kumdan kalelerimi.

Unutmak mı zordu yoksa hatırlamak mı ?
Yoksa unutmak istediklerini sürekli hatırlamak mı ?
Neydi seni bu kadar özel kılan ?
Benim ilk ve son şiirim olman mı ?

Bana tekrar hayal kurmayı öğrettin,
Ne kadar uzakta olsanda, nefesin benimle.
Mutlu yaşa, kalbimdeki kadife kaplı o müchevfer kutusunda.
Mutlu yaşa balım...

Kaan Doğan